ÜYE GİRİŞİ


Şifremi Unuttum
Mesut KARA - Köyden İndim Şehre

Bitmeyen Yol ve Otobüs Yolcuları


“Gettikce kötülüyor torpak, doyurmaz gayrı köyü.” Duygu Sağıroğlu senaryosunu da yazıp yönettiği Bitmeyen Yol’da (1965) göçün yarattığı sorunların, işsizliğin, yoksulluğun filmini çeker. Ekmek aslanın ağzındadır. Toprağın doyuramadığı altı arkadaş ekmek parası kazanabilmek için daha önce köylülerinin de göçtüğü İstanbul’a gelirler. İş bulabilmek için taşı toprağı altın kentin sokaklarına dağılırlar. Amele pazarında hayvandan sayılırlar.

Köylüleri Güllü Bacı (Aliye Rona), tek göz gecekondu evinde iki kızı ve torunlarıyla yaşamaktadır. Tek göz odada üst üste yatarlar. Kocası hapiste olan büyük kız 

 

Fatma (Ayfer Feray), temizliğe gittiği evin hanımına özenir, sınıf atlama düşleri kurar. Hanım evden çıktığında onun elbiselerini giyer, ayna karşısında süslenir, makyaj yapar. Küçük kız Cemile (Selma Güneri) konfeksiyon atölyesinde işçidir, kocası da Almanya’dadır. Evlerinin yanındaki küçük odayı arkadaşlarıyla iş bulmaya İstanbul’a gelen Ahmet’e (Fikret Hakan) verir Güllü Bacı. Ahmet Cemile’ye sevdalıdır, Fatma’nın gözü de Ahmet’tedir. Fatma Ahmet’i baştan çıkarır, yatağına girer.

 

 

Kocası Almanya’da olan Cemile, kentin tuzaklarına düşmemek için direnirken yaşadığı bir olay yüzünden işinden olur. Ahmet, Cemile’ye dikiş makinesi alıp iş kurmak, birlikte güzel bir gelecek oluşturmak için para bulmaya çabalarken elini kana bular.

 

Ahmet ve arkadaşları iş bulmak umuduyla geldikleri kentte, ekmek parası uğruna girdikleri yaşam mücadelesinde acımasız çarkın dişlileri arasında ezilirler. Paylarına düşen, kentin sokaklarında açlığa, sefalete mahkûm olmak ya da suça itilmek olur. ‘memleketimden insan manzaraları’nı çarpıcı görüntülerle, bütün gerçekliğiyle aktarır film. Gerçekçi insan manzaraları görürüz.

 

Halit Refiğ’in Gurbet Kuşları filminde, şah olmaya geldikleri taşı toprağı altın kentte perişan olan Maraşlı aile kente yenik düşmüş, dağılmış, fire vererek köylerine geri dönmüştü. Bitmeyen Yol’un ekmek parası için kente gelen kır yoksulları da kentin acımasız çarkları arasında ezilir, darmadağın olur, yenilirler.

 

Cumhuriyet tarihi boyunca köyden kente göç aralıksız sürer. Kır yoksulları karınlarını doyurabilmek, iş-güç sahibi olabilmek için göçtükleri büyük kentlerde kent yoksullarına dönüşürler.

Daha önce ‘Köy Gerçeği Öyküleri ve Başyapıt Filmler’ başlıklı yazımızda söz etmiştik: “1950’li yıllarda ve 1960’ların başında yaşanan toplumsal dönüşümler bunların hayata, bireye etkileri filmlere böyle aktarılırken, hayat düş şatosu sinemalarda beyazperdeye yansıyan görüntülerle paralel yürüyor, hayattaki bütün değişimler izlediğimiz filmlere yansıyordu. Büyük kentlerde hayatımıza giren yenilikleri taşrada yaşayanlar, örneğin radyodan sonra buzdolabını, beyaz eşyaları, her model otomobili önce filmlerde görüyorlardı.

 

Köklü değişimlerin, büyük altüst oluşların yaşanacağı 1970’li yıllara yol alırken Yeşilçam filmlerinde anlatılan öykülerin bizim de başımıza geleceğinden habersizdik, dahası hayal bile edemiyorduk henüz. Örneğin, filmde mahalleye bir gün ‘zengin beyaz adam’ gelir; müteahhittir ve yeni yapacağı apartmanlar için evleri, arsaları satın almak istiyordur. Mahalleli başta dirense de ya parayla ya da korkutularak ‘ikna’ edilir. Önce, arsasını, evini ilk satanlar başka mahallelere taşınmaya başlar, sonra dozerler gelir, o güzelim evler yerle bir edilir. Ne mahalle, ne mahalleli ne komşuluk ilişkileri kalır geride; ne de mahalle arkadaşlıkları ve yaşanmışlıklar. Yalnızca evler değildir yıkılan, bütün değerler ve hatıralar da dozerlerin altında yerle bir olur. Sonraki sahnelerde yıkılan o evlerin yerinde kocaman beton yığınlarını, apartmanları görürüz. Çocuklar da oyunlarıyla birlikte, yıkılan, yok edilen bahçelerden, sokaklardan çekilmiştir sonrasında.

Yeni bir dünya düşüyle, kentin zenginliklerinden pay almak amacıyla kente göçen kır yoksulları, oluşan ‘kent içi köyler’de kent yoksullarını oluşturduklarında bu kez de ‘kent ağaları, dönüşümün rantçıları son sığınaklarını, evlerini almak için dikilirler karşılarına.

Film icabı sandığımız bu yıkım ve temelsiz, plansız dönüşüm gerçek hayatta da acımasızlığını göstermekte gecikmez.”

Sonrasını bizler yaşayarak gördük. Önce sinemalar kapandı. Yıkılan sinema salonlarının yerine sevimsiz iş hanları yapılır. Mahallelere müteahhit, arazi mafyası ya da kooperatif adı altında rantçı, üçkağıtçı çekirge sürüleri üşüşür. Çiçeklerin, meyve ağaçlarının olduğu bahçe içindeki evlerin yer aldığı arsalar, mahalleler apartmanlarla doldurulur. Ne yeşil alan kalır, ne çocukların oyun oynayacakları alanlar ne de komşuluk ilişkileri. İnsan çekilir hayattan.

                    

 

Otobüs Yolcuları ya da Biz bu filmin başlangıcını görmüştük

Otobüs yolcularının yolculuğu sürüyor da denebilir. Başka pek çok örnekte olduğu gibi senaryosunu Vedat Türkali’nin yazdığı, Ertem Göreç’in yönettiği 1961 yapımı Otobüs Yolcuları filminde kentteki dönüşümün ilk adımları anlatılır. 

 

Vedat Türkali filmle ilgili şunları yazar

Burunsuz belediye otobüsleri Nişantaşı'nda, şimdiki Ankara Pazarı’nın bulunduğu köşeden kalkıp, yeni açılmış Unkapanı Köprüsü, Aksaray yoluyla, Beyazıt, Sirkeci, Karaköy, Dolmabahçe, Maçka'dan dönerek ring seferleri yapıyordu. İstanbul'un çarpıcı güzelliklerini ortaya çıkaran yeni yollardaki bu yeni otobüsler de o günlerde başka bir hava getirmişti kente. Sağda, şoför yerine dikey konmuş kanepenin burnunda oturup yollara, çevreye bakarak, şoförle birlikte kentte bir tur atmak tatlı bir geziydi. Yollar her saatte arabalarla tıklım tıklım değildi daha. Özel arabası olanlar sayılıydı. Çoğu varlıklı kişilerin otobüse binmesi de doğaldı. (…) Öykü biçimini alınca tipler, olayın geçtiği yer değiştiği gibi, 27 Mayıs'ın ortamında film, toplumsal-eleştirel bir içerik de kazandı. Kent kıyısında Güvenevler adıyla bir ortaklığın yaptırdığı yapılardaki yolsuzluk, o günkü gazetelerde de yer almış, yöneticileri tutuklanıp mahkemelere götürülmüşlerdi. Halkı, orta katmanları, onların başlarını sokacakları bir yuvaya kavuşma özlemlerini sömüren, dalavereci yapı ortaklıklarının serüveniydi anlatacağımız. Yakasını Güvenevler oyununa kaptırıp, canı yanmış birkaç da yakın arkadaşımız vardı. Onlardan aldık Güvenevler dosyasını, ayrıntılarıyla inceledik.  Otobüs şoförüyle, arabanın burnundaki çalımlı kız öyküsü oturmuştu bu olaya.”

 

Otobüs şoförü Kemal (Ayhan Işık) aydın tavrıyla dolandırılan, kandırılan mahallelinin safında yer alarak, mücadelelerine destek verir. Mahalleli arazi mafyası- zengin müteahhit işbirliğine karşı verdikleri mücadeleyi kazanır sonunda.

 



Mesut kara

 

mesutkara@bubenimkoyum.com

 

 

Mesut
KARA
Diğer Yazıları:
- Ö. Lütfi Akad ve Kent Üçlemesi (28/06/2014)
- Ö. Lütfi Akad ve Anadolu Üçlemesi 2 (06/06/2014)
- Ö. Lütfi Akad ve Anadolu Üçlemesi (16/03/2014)
- Halide Edip, Sezer Sezin ve Vurun Kahpeye (11/01/2014)
- Şöhret Olma Düşleri ve "Ah güzel İstanbul" (26/11/2013)
- Bitmeyen Yol ve Otobüs Yolcuları (15/09/2013)
- Muhsin Bey, Nazım Hikmet ve sinema (26/04/2013)
- Şehirdeki Yabancı (02/04/2013)
- Köy Gerçeği Öyküleri ve Başyapıt Filmler (11/12/2012)
- Köyden Kente Sinema (02/09/2012)